AMERİKA BUĞDAY BOMBASI İLE VURACAK Levent Özdemir

Eminim başlığı okuyan okurlar  ‘’nedir bu buğday bombası, etkisi nedir, çok can acıtır mı, birden mi öldürür ? ‘’ diye düşünüp, google amcanın sayfasıyla buluşmuştur bile…

Buğday bombası elbette II. Dünya Savaşında Hiroşima’ya atılan ve yaklaşık 140.000 kişinin hayatına mal olan, düştüğü yerde ot bitirmeyen ve yıllarca etkisini sürdüren bir atom bombası değil..

Atom bombasından binlerce kez kuvvetli olan Hidrojen bombası gibi bir şey de değil..!

Parçalama gücü az fakat canlıları çok daha etkili biçimde öldürebilen Nötron bombası hiç değil…

‘’Buğday Bombası’’, öyle atom bombası, hidrojen bombası  ve nötron bombası gibi canlıları birden öldürmüyor, hemen yok etmiyor ama daha kötüsünü yaparak süründürerek, acı çektirerek ve açlıktan öldürüyor..!

Buğday bombasının ne zaman ve nasıl kullanılabileceğine geçmeden önce buğdayın ne olduğundan, yaşamımızı sürdürebilmemiz için gerekliliğinden bahsetmenin daha doğru olacağı kanaatindeyim.

Nedir buğday?

Kapalı tohumlu ve bir çenekli olan (Triticum), buğdaygiller (Poaceae) ailesinden bütün dünyada ıslahı yapılmış tek yıllık otsu bir bitkidir diye sözlük anlamı var buğdayın. Temel besin maddesi olan ekmeğin hammaddesi. Birçok unlu mamülün de. Bunun yanı sıra büyükbaş ve küçükbaş hayvanların yemi olarak da kullanılır. Yani hayvancılık için de olmazsa olmazlardandır.

Buğday, hemen her devirde insanların en önemli gıda maddesi olmuştur. İdeal beslenme için gerekli olan nişasta ve proteinli maddeleri oldukça uygun bir oranda  içerdiğinden, tarımda en başta üretilmiştir. Bu yüzden yeryüzünde tarıma tahsis edilen arazilerin yarısından fazlasının  buğday ve diğer tahıllara ayrıldığını görebilirsiniz.

Bu kadar faydalı bir bitkinin bombası mı olurmuş hiç demeyin.

İnsanlık tarihi, Yaratan’ının  sunduğu nimetleri insanların kendi ihtirasları için silah haline getirdiğini hiç görmedi mi?

Şimdi kısaca bahsedeyim neden ‘’Buğday Bombası’’ ile vuracakmış Coni ?

Uluslararası Hububat Konseyi (IGC) raporuna göre, dünya buğday üretiminin her geçen yıl bir önceki yılın altına düştüğü görülüyor. ABD ve Avustralya başta olmak üzere bir çok ülkede azalan buğday üretim tahminlerinin Çin ve bazı diğer ülkelerdeki artışla dengelenebildiğini belirten konsey, dünya buğday üretiminde yıldan yıla gerçekleşen büyük düşüşün özellikle Rusya başta olmak üzere bağımsız devletler topluluğunda görüldüğünü ifade ediyor.

Dünya buğday tüketiminin, her geçen yıl üretime göre büyük bir oranda arttığını verilerle açıklayan konsey, elde kalan stokların geçen yıllara göre azaldığından da bahsediyor. Konuyla ilgili uzmanlar; üretimin tüketimi karşılayamama durumunun devam etmesi halinde, ilerleyen yıllarda gıda kaynaklı küresel krizlerin daha derinden yaşanacağını ifade ediyor.

Yine uzmanların yaptığı bir saptama da, 21. yüzyılda  ülkeler arasındaki mücadelenin tarıma uygun topraklar üzerinde  yoğunlaşacağı şeklinde.

Dünyanın büyük bir bölümünde kargaşanın, kaosun ve savaşların tüm nedenlerini petrole ve enerjiye bağlayanların atladığı bir gerçek var aslında. Bu gerçek; kıtlık ve buna bağlı yaşanacak açlık tehlikesi. Bu tehlike ulusal güvenlik sorununun baş nedenidir bence. ‘’Petrol olmadan yaşarsınız ama gıda olmadan asla…!’’

İşte örnekler;

Adamlar  önümüzdeki dönemlerde gıda sıkıntısı çekeceğini düşünerek sentetik eti pişirmeye çalışmıyor mu ?

Böceklerin beslenmemizde temel maddelerden biri haline geleceğini bu nedenle böceklerin imajını değiştirmek gerektiğini söylemediler mi? Bunun bir parçası olarak ‘böcek’ kelimesi yerine “mini besi hayvanı’ terimini kullanmadılar mı?

Bu size  ciddi  bir algı yönetimi gibi gelmiyor mu?

İleride yaşanacak kıtlık tehlikesi için çözüm bulma amacı taşıyan ama sanki, besinlerin görünüm ve kokularının yeme alışkanlıklarımız üzerindeki etkisini araştırıyormuş gibi yapılan çalışmalardan haberiniz var mı?

Besinlerin tadını artırmak için paketlerin üzerinde ne tür müzik ya da ses eşliğinde yenilmesi gerektiğine dair önerileri insanların obezite sorununu çözmek için mi yapıyorlar?

Buzdolabının çalışırken çıkardığı sesle oynayarak saklanan gıdaların taze olduğu hissini yaratma konusundaki çalışmalar israfı önlemek adına yapılan çalışmalar mı, yada  bütün bu çalışmalar niye yapılır?

Bence tüm bu yapılanlar, ‘’ÇALIŞMAYIN, ÜRETMEYİN. BİLİMSEL ÇALIŞMALARIMIZLA ÜRETMEMEYE ÇÖZÜM BULDUK. SİZİN DEĞERLERİNİZ VAR ONLARI BİZE VERİN, SİZE LABORATUVARDA ÜRETTİĞİMİZ KALİTELİ ETLERİMİZİ VERELİM’’ dir.

En korkunç olanı da ne biliyormusunuz?

Ne yetkililer ne de vatandaş gelecekle ilgili kaygılar taşımıyor. 20-25 yıl sonra çocuklarımız tabağına ne koyacak sorusunu kimse sormuyor. Geleceği öngörüp tedbir almak, alternatif çözümler üretmek yerine ‘anı yaşamayı’, gündemde kendilerine sunulan üzerinden ahkam kesmeyi  tercih ediyorlar. Maalesef böyle devam ederse o an geldiğinde (BOMBA PATLADIĞINDA) artık yapılacak fazla bir şey de kalmayacaktır.

Ortadoğu ve  Arap ülkelerinde, kuraklık ve kıtlığın çok  ciddi  bir sorun olarak karşımıza çıkması,   dünyada gıda fiyatlarının tavan yaptığı bir dönemde Tunuslu bir işportacının, gıda satmasına izin vermeyen polisi protesto amacıyla kendisini yakması ve bunun akabinde başlayan ‘’Arap Baharı’’ bombanın fitilinin çekildiği anlamını taşıyor kanımca. Rusya’nın buğday stokunu öğrenmek isteyen Amerikan ajanlarının Rusya’da cirit atması da bombanın patlamasına az kaldığının göstergesidir diye düşünüyorum.

Dikkat..! Açlık, sefalet terör üretir , zorunlu göç yaratır, kargaşa çıkartır. Yerlerini yurtlarını terk edenler başkalarının yerlerine geçerek onları yerlerinden eder. Kaynaklarını  iyi yönetemeyen güçlü diktatörlükler ki, tarih bu örnekler ile dolu,  yok olup gider.

Biz ne yapıyoruz ?

Bereketli, verimli tarım arazilerinin birileri tarafından hedeflendiğini göz ardı ediyor ve uyuyoruz.

O halde?

Bir daha soralım; bereketli topraklar nerede?