Gelecekte tarımsal verimlilik ton ya da başka nicelikler aracılığı ile değerlendirilmeyecek.

1960 yılında 3 milyar olan dünya nüfusu, 2017 yılında 7.6 milyara ulaştı.
Bu süreçte dünyadaki tarımsal üretim, nüfus artış hızına ayak uyduramadı.
Artan nüfusu beslemek için birim alandan-birim hayvandan daha çok ürün elde etmek gerekiyordu.
Bunun için de hastalıklara dayanıksız, sulama ve gübreleme ile verim veren tohumlar ile vahşi hayvancılık sistemleri tarıma hakim oldu.
Söz konusu girdilerin kullanıldığı bu tarım tipine biz ziraatçılar entansif-endüstriyel-yoğun-vahşi tarım diyoruz.
Sonuçta endüstriyel tarım, büyük şirketlerin kar ettiği bir yere doğru evrilirken, ekolojik dengeyi, ürün kalitesini, hayvan refahını ve sağlık kriterlerini ikinci plana itti.
Zamanla bu tarım sisteminin insana-hayvana-habitata-çevreye olan zararlı etkileri kendini göstermeye başladı.

Hayvancılığa gelirsek…
İnsanların temel besin maddeleri arasında sayılan etin-sütün sağlıklı olarak elde edilmesi için, hayvanların doğal yemlerle beslenmeleri, meraya çıkarılmaları ve antibiyotikler ile hormonların kullanımının sınırlandırılması gerekiyor.
Bu anlamda AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında Türkiye bir bakıma şanslı.
Türkiye’de birçok bölgede hala entansif bir hayvancılık  yapılmıyor.
Çünkü işletme başına düşen hayvan sayıları az olduğu gibi hayvanların beslenmesinde ve sağımında birçok yerde hala geleneksel yöntemler kullanılıyor.
Hayvancılıkta bugün endüstriyel, organik, mera ve iyi hayvancılık uygulamaları olmak üzere dört tip yetiştiricilik yapılıyor.
Bunlara bakıldığında endüstriyel hayvancılığın en büyük sakıncalarından birisi genetiği değiştirilmiş (GDO) mısır, soya gibi ürünlerin yem katkı maddesi olarak kullanılması geliyor.
Yapılan çalışmalar böyle yemlerle beslenen hayvanların süt ve etlerinde GDO’lu DNA parçacıkları bulunduğunu ortaya koyuyor.

Diğer taraftan yapılan kimi bilimsel çalışmalarda da, organik sütte endüstriyele göre insanları hastalıklardan koruyan ß-karoten,  E vitamini, Konjuge Linoleik asit (CLA) ve omega-3 yağ asidi gibi besin öğelerinin daha yüksek olduğu belirlenmiş.
Endüstriyel süt ürünleri ile ilgili bir diğer sağlık konusu da sütte bulunan olası antibiyotik kalıntıları.
Endüstriyel olarak yetiştirilen hayvanlara hastalıklar sırasında antibiyotikler veriliyor.
Türkiye’de antibiyotikli sütlerin imha edilmesi gerekirken, maalesef toplanıp, özellikle taze kaşar peynirlerine işleniyor.

Halbuki gelecekte tarımsal verimlilik ton ya da başka nicelikler aracılığı ile değerlendirilmeyecek.
Bitkisel üretimde doğallık, hayvansal üretimde de hayvan refahı sorgulanacak.
Yine gelecekte ürünler besin içeriğine göre fiyatlandırılacak. Örneğin domates kilosuna göre değil, içerdiği likopen miktarına göre değerlendirilecek.
Peki ya bizim çiftçilerimiz bütün bunların ne kadar farkında?